Güzel Sanatlar Röportajları

Röportaj: “Ol Tasarım”

6 Ekim 2018

Merhabalar (: Öncelikle La Chute’ün “Güzel Sanatlar Röportajları” serisinin ilk misafiri olmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim nasılsınız şu günlerde?

Merhabalar (: Biz teşekkür ederiz. Bu günlerde, geçmişte de olduğumuz gibi yeni şeyler yapmanın ve kafamızdaki gerçekleri layığıyla üretmenin heyecanı içindeyiz.

İlk olarak ekibinizden bahsedelim, Ol Tasarım’ın yaratıcıları kimlerdir? Ol Tasarım’ın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden bugünlere uzanan oluşum sürecinden bahsedebilir misiniz?

Tabii. Öncelikle Ol Tasarım iki kişiden ibaret; Msgsü İç Mimarlık mezunu Barış KÖKSAL ve Msgsü Endüstri Ürünleri Tasarımı mezunu Zafer ÖRS. Aynı okuldan mezun ve çok fazla ortak arkadaşa da sahip olmamıza rağmen, tanışma hikayemiz okulda değil bir mimarlık şirketinde oldu.

Peki böyle bir işe neden kalkıştık? İşin aslı ülkemizde güzel anlayışının sağlıklı bir yerde olmadığını düşünüyoruz. Bunu herhangi bir mobilya kentine giderek kendi gözlerinizle de görebilirsiniz. Ünlü bir üçleme vardır; bir eserden sağlam, kullanışlı ve estetik olması beklenir. Yaşadığımız topraklarda sağlamlık, ufak tefek fireler çıksa da layıkıyla yapılıyor gibi. Kullanışlı olması da öyle ya da böyle ayarlanabiliyor. Ama büyük bir kesimin, üzerinde çok da fikri olmadığı o estetik kaygısının pek de güdüldüğünü söyleyemiyoruz. Her şey çok kalabalık ve karmaşık ve biz bu durumdan biraz şikayetçiyiz. Tüm bu dertler bizi bir küme içerisinde kesiştirdi ve böyle bir yeniye birlikte yelken açmış olduk.

Ol Tasarım’ın şu an için sunduğu hizmetler nelerdir?

Öncelikle en temel hizmetimiz; sohbet edebiliyoruz (: Yani birinci önceliğimiz aslına bakarsanız karşılıklı iletişim ve tanımlama üzerine kurulu. İş yaptığımız herkesle belli bir süre geçirmemiz, onların hayallerini anlamamız, yaşam biçimlerini çözmemiz ve buna göre de onlara özgü olanın bizim tarafımızdan ve sadece onlar için yeniden tasarlanması gerekiyor. Bizden istedikleri ya da bizim tavsiye ettiğimiz ürünü daha öncesinden bilgisayar ortamında çizip gerekli olan gerçekliği ve estetiği yakaladığımıza inandığımızda kendilerine gösteriyor ve bunun üzerinden ufak değişikliklerle en uygun halini arayabiliyoruz. Nihayetinde büyük bir özenle de üretimini yapıp teslim etmeye gidiyoruz.

İşin hem tasarım hem de üretim kısmında olmak bana kalırsa bir hayli maharet isteyen bir şey, bunu nasıl başarıyorsunuz? Bir görev dağılımı var mı?

Aldığımız eğitim ve edindiğimiz tecrübeler neticesinde; üretim, tasarım, lojistik, danışmanlık gibi konuların üstesinden gelebiliyoruz. Çok yoğun olduğumuz dönemlerde yorulabiliyoruz tabii ki; ama içimizdeki heyecan bu yorgunluğu bastırıyor (:

Bir tasarım süreci nasıl işliyor? Sadece proje bazlı mı çalışıyorsunuz?

Tasarım çok  karmaşık bir mesele. Önce sorunlar ortaya çıkar ya da ihtiyaçlar. Aslında bir şeyin tasarlanması için bir tasaya sahip olmalısınız. Bu çok komplike bir gereklilik de olabilir, basit bir ihtiyaç da. Buradan sonra çözüm arayışları başlar, işlevsellik ve estetik kaygılar düşünülerek ortaya bir fikir yani proje çıkar. Böylelikle tasarım süreci başlamış olur. Daha sonra malzemelerle ilgili araştırma kısmına geçersiniz. Kullanacağınız malzemenin dokusu, rengi, ağırlığı, kalitesi… Hepsi yapacağınız nihai ürünü çok fazla etkileyebilecek faktörler. Bu malzemeleri bir araya getirirken kullandığınız yöntem, doğal malzemelerle çalışıyorsanız bunların nem oranları, yapışma ve cila emilim değerleri ve tüm bu parametrelerin hepsini tasarlarken yaptığınız maliyet hesapları… Yani aslında yeni bir ürün tasarlıyorsanız kendi işinizin muhasebecisi, analisti, psikologu, tasarımcısı, üreticisi, ulaştırıcısı olmak durumundasınız. Tasarım bazen bir ürün ile bazen de bir fikir ile ortaya çıkabiliyor. Proje bazlı çalışıyoruz evet; ama sadece proje bazlı çalışmıyoruz. Verdiğimiz hizmet çok geniş bir alana hitap ediyor. Elinizde tutabildiğiniz ve gözünüzle gördüğünüz toprakta yetişmeyen her şeyi tasarlayabiliriz.

Tasarımları oluştururken estetik mi yoksa işlevsellik mi ön planda oluyor? İkisi arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Böyle bir ayrım yapmıyoruz aslında. Yani şöyle; bir eser ortaya çıkarken onun amacına uygun olması ve güzel olması zaten Ol Tasarım için kaçınılmaz olan bir gerçeklik. Ve tabii ki bunun yanında sağlam olması. “Ürün işlevsel olsun da nasıl olursa olsun” gibi bir zihniyetle çalışmıyoruz. Ya da “Güzel olsun ben gerisini umursamıyorum”, bu da aynı şey. Aslına bakarsanız bu bir bütün. Önce birini sonra birini düşünebileceğiniz bir şey değil. Mesela son zamanlarda yapılan konutlarda bu çok büyük bir problem oluyor. Kim çiziyorsa o projeleri, kolonlar ve kirişler dağıtılırken “Kalan boşluklara acaba koltuk girecek mi, televizyon nerede duracak, bu insanlar portmantoda mı akşam yemeklerini yiyecek?” bunlar çok düşünülmüyor. Bir metrekare fetişizmi sarmış ortalığı. Oysa o kolon oraya dikilirken etrafıyla ilişkisi kurgulanmalı; yani daha toprağını kazarken o mekanın, oturma, uyuma, yemek yeme alanları düşünülmeli. Ancak en baştan ve bütün şekilde çabalarsanız ulaşılabilir insanın hak ettiği yaşam standartlarına. İşte Ol Tasarım kendi alanında gerçeği ve kaliteli mekanları en duru haliyle yapmaya çalışıyor.

Kurumsal bir şirkette çalışmak yerine bu ekonomik düzende kendi işinizi kurma riskini almışsınız. Size bu gücü veren neydi? İdealistlik mi? Hayalperestlik mi?

Kurumsal yerlerde de çalıştık. Gününde maaş, ödenen sgk primleri, net olmasa da vitaminsiz bir güvence. Evet bunlar riski az meseleler; ama başka birinin hayalini gerçek kılmak için 24 saatimizin 9’unu harcayacak zamanlarımızı geçtiğimize inanıyoruz.

Her insanın var olmasının bir sebebi vardır, biz kendi hayallerimizi kendi ellerimizle kazıyarak bu yaşamda bir iz, bir soluk açmak için geldiğimizi düşünüyoruz. Değiştirmek istediğimiz şeyler ve bunun için gerekli eğitim, motivasyon ve enerjiye sahibiz. O zaman neden yapmayalım ki ?

İnternet sitenizde şöyle bir mottonuzu gördüm: “Sana özgü olanın, senin için yeniden yapılmasını zorunlu kılacak bir gerçeği var etmek istiyoruz”. Anti-Ikea devrini başlatmak istediğinizi söyleyebilir miyiz?

Ikea’nın karşısında değiliz tabii ki. Zaten aynı yerde de değiliz. Ben şahsen Ikea’nın ve ortaya koyduğu sistemin çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Basit, kolay tüketilir, ucuz. Tabi artık pek de ucuz değil; ama söylediğimiz gibi eğer sana özgü bir şeylerin olmasını; yani bir kimliğin olmasını istiyorsan Ikea’ya gitmezsin. Gidemezsin yani ayakların geri gider. Kullanıp miadını doldurunca atılacak ürünlerdense çocuğuna hatta torununa bırakabileceğin şeyler yapmanın daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz . Tasarım anlamında da çizgilerimizi, geçmişi ve geleceği kapsayabilecek bir açıklıkta tutmaya çalışıyoruz. Bu yüzden yapay plakalar yerine masif çalışıyoruz. Sadece masif. Elli sene sonra da zerafetinden ve duruluğundan ödün vermeyecek ahşap mobilyalar…

Sizin ilham aldığınız, zihninizi besleyen tasarımcılar, sanatçılar kimlerdir?

Aslına bakarsanız yok. Yani bir tasarımcının başka bir tasarımcıdan ilham alması bana kalırsa garip bir durum.

Atölyede tasarım ve üretim sırasında özellikle dinlediğiniz müzisyenler, spesifik şarkılar var mı?

Müzik meselesi çok değişken Ol Atölye‘de . Bazen klasik bazen rap bazen jazz. Hepsi ayrı güzel çünkü.

Atölyeniz dışında okuyucularımızın gidip daha önce yapmış olduğunuz projelerinizi görebilecekleri yerler var mı?

Genelde butik ev çalışıyoruz. Ama Karaköy’de Palto Cafe var. Bizim elimizden çıkan ürünlere oradan ulaşabilirler.

Son olarak sizlerden birer kitap önerisi de alabilirsem bu röportaj için şahane bir kapanış olur (:

Bir üçleme tavsiyemiz olur sizlere. Dücane Cündioğlu; Sanat ve Felsefe, Mimarlık ve Felsefe, Sinema ve Felsefe. Teşekkür ediyoruz. Mutlu kalın.

Ol Tasarım‘ın çalışmalarına daha detaylı göz atmak ve bundan sonraki projelerinden haberdar olmak için:

Facebook/Ol Tasarım

Instagram/Ol Tasarım

Twitter/Ol Tasarım

Website/Ol Tasarım

1 Comment

Sude K. 7 Ekim 2018 at 12:09

Çok lezzetli bir röportaj, keyifle okudum ve eminim ki sen de röportajı yaparken okuyucularının aldığı bu keyfi almışsındır. Ayrıca aklımdaki soruların birkaç tanesine de cevap bulduğumu söylemek isterim bu röportajda. Harika bir başlangıç. Devamını da merakla bekliyor olacağız Güzel Sanat Röportajları’nın. Emeğine sağlık 😌

Reply

Leave a Comment