Orion'un Kuşağı

Çelişki/Denge

29 Temmuz 2018

-Düşündüm.

Uzun zamandır kendime söylediğim en büyük yalanı sesli ‘ifşa’ ediyorum. Bu sıralar oldukça revaçta malum. Hani şu düşünmediğime dair söylediğimden bahsediyorum. Ben dahil kimse inanmamıştı; fakat hepimiz baş salladık. Şaşırtıcı mı? Değil. Bazı yalanları inanmak için söylemeyiz. Gerçeği dosdoğru söylemeye mecalimiz kalmamıştır hepsi bu. Kibarca insanlardan zaman isteme biçimimizdir tüm yaptığımız. Aynı dertten muzdarip dostlarımız da halden anlar ve baş sallarlar.

Zaman doldu. En azından hissettiğim bu.

Düşünmenin getirdiği hiçbir fikir sizin gerçekten rahat, derin bir nefes almanızı sağlamaz. Bunun olacağını bilen insan, kendini yükten kurtarmak ve özgürleşmek(!) için hayali düşünme butonunun kapatma tuşuna basar. Aslında bilginin ağırlığını üstlenebilmek ve sorgulayabilme cesaretine sahip olabilmek kendini özgürleştirmenin asıl yoludur. Bunun sebebi Sartre’ın ideolojisindeki gibi bilginin tek gerçek olmasına duyduğum inanç değil. Özgürlük suyun berraklığı gibidir; su sadece berraksa gerçekten sudur yani özünü koruyabilmiştir, özgürdür. Su bulandıkça su olmaktan çıkar; artık kirin, pisliğin parazit olarak yaşadığı bir konak haline gelmiştir. Bir tutsaktır. Bu yüzden kendini sahte düşüncelerden, illüzyonlardan uzak tutabilmek; kendine karşı dürüst olabilmek sizi berrak bir su yapar. Düşünmeyi engelleyemeyeceğimiz için düşüncelerimizi kendimize söyleyebilecek kadar cesur olduğumuzda ve sorduğumuz sorulara alacağımız cevaplardan kaçmadığımızda özgürleşiriz. Özgürlüğün temelinde dürüstlük yatar.

Ama özgürleşmek tek aşamada elde edebileceğiniz bir durum değildir. Düşüncelerinizi serbest bıraktığınızda, III. Dünya Savaşı başlar. Gördüğünüz olaylarda, seçtiğiniz yollarda, dönüştüğünüz insanlarda tek bir yan, tek bir biçim yoktur ve çoğu zaman bu seçeneklerden en az iki tanesi birbiriyle taban tabana zıt tarafları simgelerler. Kendinizi bulduğunuz bu kaotik durum karşısında bir sorununuz olup olmadığını düşünmeye başlarsınız. Yaşamak için seçtikleri tekli karakterlerde mükemmel(!) hayat yaşayan insanlardan biri olamadığınız için aykırı değer olduğunuza neredeyse ikna olursunuz. Ve kendinizi çelişkililerden ilan edersiniz.

Bu sefer dostlarımdan istediğim zaman dolduğunda özgürleşme adına yeni bir aşama kat ettim. Aykırı değerler ve tekli karakterlerinde mükemmel yaşayan insanlar yoktu.

Dışarıdan mükemmel tutarlı ve istikrarlı profiller çizsek bile aslında hepimiz kendi içimizde birbiriyle çelişen(!) birçok düşünceden oluşuyoruz. Olaylar değişiyor, onlara karşı tutumlarımız da. Her cinayetin cezası aynı olmadığı ve ceza hakimin inisiyatifine kaldığı gibi bizim de farklı durumların aynı sonuçlarına karşı düşündüklerimiz de değişebiliyor. Bu  durum kaotik ve sorunlu geldiği için de (çünkü bize böyle dayatıldı) çoğu zaman bu şekilde düşünmeyi reddediyor, olmadığımız kişiler gibi davranmayı tercih ediyoruz.

Ya da bu durum da sahte geldiği için bunu sorun olarak adlandırıp kendimizi çelişkililerden ilan ederek diyetimizi ödediğimizi varsayıyoruz. Halbuki farklı fikirlerin harmanı olmamızdan daha doğal bir şey yok. Bir reaksiyona giren ve çıkan maddelerin birbirinden çok farklı olması ikisinin de aynı anda var olmasına engel değil. Burada her zaman bir “DENGE” var. Kimya biliminin temelinde size tek bir şey öğretilir: “DENGE”. Girenler ve ürünler arasında, kendi fikirlerimiz ve yine kendi fikirlerimiz arasında, insan ve doğa arasında, aklımız ve kalbimiz arasında hep bir denge mevcuttur. Şimdiye kadar öğrendiklerime göre asıl maharet dengeyi muhafaza edebilmek; çünkü dengemiz kainatın son gününe kadar bozulmaya devam edecek. Bizim uğraşmamız gereken “DENGE”yi “ÇELİŞKİ” olarak adlandırmaktan vazgeçip dengemizi nasıl bulacağımızı öğrenmek. Yani özgürleşmenin bir sonraki aşamasına geçebilmek.

Dengenizi her daim bulabilmeniz dileğiyle*

Böyle bi' şeyler de var?

Leave a Comment