Jurnal

Yıl Sonu Raporu

31 Aralık 2018

Zaman, bilim insanlarının tüm çabalarına rağmen ve de onların bu çabaları sayesinde boyuna görelilik kazanmış, en nihayetinde de hepimize farklı davranan bir patron şekline bürünmüştür.

Zamanı takip etmenin bizim gibi ortalama yetmiş yıl ömrü olan varlıklar için lütuf görünümlü lanet olduğunu düşünüyorum bazen. Takvimleri ve saati icat etmeseydik, güneşin tekrar tekrar doğup batmasını takip etmeyi bıraksaydık daha huzurlu olabilir miydik acaba?

Zamanı kavramaya çalışmak önceleri kendinden daha büyük bir amaca hizmet ediyor gibi gelirdi ve açıkçası bunu biraz havalı bulurdum. Şimdiyse kendimize koyduğumuz sınırlardan biri gibi geliyor. Zaman bir boyut olarak senin ve benim bu konuda tartışıp onun oluşumuna dair kesin kanıtlar göstermemize ihtiyaç duymuyor; biz onu takip etsek de etmesek de varlığını sürdürecek. Bu yüzden bilimsel bir reddedişten bahsetmiyorum. Bilakis zaman var ve burada; şu an ve her an her yerde. Benim bir süredir üzerine düşündüğüm şey; zamana neden hayatımızın kontrolünü verdiğimiz… Onu günlere ve aylara böldüğümüzü sanarken aslında tek yaptığımız; kısacık hayatımızı parçalara ayırıp ölüme doğru giderken bunlara çentik atarak ilerlememizi sağlamak. Kendi ipini çeken dar ağacındaki bir mahkum misali.

Bugün yılın son günü, kendi uydurduğumuz bir takvime göre. Bu yüzden zaman üzerine yazmak için harika bir fırsat diye düşündüm. Bu bir yıllık plan defterini andıran takvime göre 365 günlük periyodu tamamladık. Aslına bakarsanız 2018’te çok şey öğrendim. İnsan denen canlının güzel ve çirkin yönlerine dair birçok şey keşfettim. Çok ağladım, çok güldüm,  çok koştum, çok çalıştım, çok yoruldum, çok sevdim. Elimden geldiğince üretmeye ve öğrenmeye çalıştım. Öğrendikçe aslında ne kadar cahil olduğumu fark ettim. Zorlandım her insan evladı gibi, hala da zaman zaman zorlanacağım, biliyorum. İnsanın böyle zamanlarla nasıl baş etmesi gerektiğini çözmeye çalıştım. Bu açıdan sanırım kendimle en çok konuştuğum sene oldu 2018. Hiç bir şey için tek bir yol tek bir seçenek olmadığını gördüm. Önemli olan kendine karşı açık olabilmek gibi geliyor. En azından bu seneden benim çıkardığım bu. Peki ya siz? Kızgınlığınızı, kırgınlığınızı, mutluluğunuzu ya da depresyonunuzu olduğu gibi kabul edebiliyor musunuz süreç içinde?

Bende eskiden şu şekilde olurdu mesela; üzgün olduğumda bunu kendime itiraf edemez iyiymiş gibi yapmaya devam ederdim. Sanki kötü olmaya hakkım ya da zamanım yokmuş gibi. Ya da  bir başkasına karşı hissettiğim kızgınlık vb duyguları görmezden gelir sorun yokmuş gibi davranırdım.

Bu tutum, sizi kendinizden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyormuş öğrendim.

Kendine karşı açık olduğunda dengeni buluyormuşsun, öğrendim.

Güzel ve çirkin tüm hisler gerçekmiş, yaşanabilirmiş, sorun yokmuş öğrendim.

Bu hayatı kendin yaşıyorsun. Ana kahramanı da anti-kahramanı da figuranı da sensin. En nihayetinde kendine numara çekersen yine kendin zarar görüyorsun, bir başkası değil! Kendine açık olmaya başladığında zihnin, bedenin her şeyi yine yaşıyor; ama bu sefer gizli kapılar arkasında değil, açık açık. Bu yüzden üzüldüğünde gerçekten üzülüyor, sevindiğinde gerçekten seviniyorsun. Düştüğünde gerçekten düşüyor; ama kalkabileceğini de biliyorsun.

Düştükçe kalkmayı öğrendim bu sene.

Başkasının sana inanmasından önce, senin kendine inanmanın bir fark yarattığını öğrendim.

Dengesi sık sık bozulan biriyim aslında, o yüzden dengeyi kurmak mühim bir mesele benim için. Kendime karşı açık olduğumda dengemin, uçlar arsında gidip gelse de merkezini unutmadığını gördüm.

Kendinize karşı böyle bir duruş sergileyebilmenin bir başka güzel yanı; sizin için gerçekten nelerin ya da kimlerin önemli olduğunu itiraf edebiliyorsunuz. Sahte ilişkilerden ve sahte insanlardan arınmaya başlıyorsunuz. En azından ağırlık torbalarının kimler olduğunu anlıyor ve hafifleyip yükselmeniz gerektiğinde ilk kimleri atacağınızı biliyorsunuz.

Bundan sonra sevginiz de daha sağlam, daha hakiki geliyor ve sevdiğiniz insanlar bir parçanız oluyor.

Düşmek de kalkmak kadar mümkünken bunca artistlik neden?

Sevmemek de sevmek kadar mümkünken bunca sahte ilişki neden?

Kendi tasarladığımız takvimimize göre bir sonraki 365 günlük periyot için hepinize kendinize karşı açık olabildiğiniz ve dengenizi bulabildiğiniz bir yıl diliyorum. Bir sonraki Jurnalde görüşmek üzere*

Öperim.

31.12.18

Böyle bi' şeyler de var?

Leave a Comment