Jurnal

Sevgi, Sabotaj ve Diğer Şeyler

17 Ekim 2018

Biri size, sizin yerinize düşünüp ne yapacağınızı söylediğinde, bu tahammül sınırlarınızı aşıyorsa özgür olmayı isteyen biri olduğunuzu varsayabiliriz(?)

Üstelik özgürlük hakkında objektif ve kesin bir tanıma sahip olmamamıza rağmen.

Senin özgürlüğün bir başkasının özgürlüğünü kısıtladığın yerde son bulur.

Bize söylenen, sadece bu oldu çoğu zaman; fakat özgürlük yalnızca toplumsal sözleşmenin bir parçası olan sosyolojik bir konu değildir. Bu yüzden özgürlüğün yapısını anlamaya çalışırken felsefeyi bir yanınıza, psikolojiyi de diğer yanınıza alıp pozitif bilimlerin deneyselliğinden de faydalanmalısınız.

Psikoloji bölümünde okuyan bir arkadaşımla yaptığımız bir konuşmada, hislerimizin ve fikirlerimizin ne kadarının gerçekten bize ait olduğuna dair konuşmuştuk. Bilimsel derinliğe inmeden konuyu ele alalım; sevdiğiniz şeyleri, kişileri düşünün, şimdi onlarla ilişkilendirdiğiniz başka nesneleri düşünün. Örneğin; sevdiğiniz biriyle gittiğiniz bir mekana, uzun süre sonra o kişi olmadan gittiğinizi varsayın. İçinizi kaplaması mümkün olan burukluk hissi, beyninizin basitçe sevdiğiniz kişiyle o mekanı ilişkilendirmesinin sonucunda ortaya çıkan ve aslında gerçek olmayan bir eksiklik algısından ibaret. İşin ilginç yanı bu hissin ortaya çıkışını kontrol edemiyor oluşumuz, bi nevi bizzat kendi hafızamız ve bilincimiz tarafından sabote ediliyoruz.

Bu durumda mutlak özgürlükten bahsedebilmemiz mümkün değil.

İnsanın hem ölümünü nesnellikle yaşayıp hem de ıslık çalması mümkün değildir.

Woody Allen

Buna rağmen mutlak olmasa da bize kadar bir özgürlükten bahsetmenin olası olduğunu düşünüyorum.  Sanıyorum bu, işlerin pozitif bilimlerden sıyrılıp biraz daha lirik bir hal alması anlamına geliyor, en azından bu yazının devamı için öyle. Bize kadar bir özgürlük; kendinize yeten bir özgürlük  anlamına geliyor ve bunu elde etmenin yolu, bana kalırsa kendi self-sabotage seviyenizi minimuma indirmek.

Bunu hayatınızla alakalı her bir detay için yapabilirsiniz; ama benim gitmek istediğim yön; sevgi. Severken özgürleştiğinizi hissediyor musunuz? Yoksa en başından beri lafın gelişi mi seviyorsunuz? Ya da en başından beri değil de bir süre sonra kendinizi self-sabotage olayına kaptırıp karşınızdakine sınırlar mı çizmeye başlıyorsunuz?

Yeni izlediğim bir videoda, sevgiyle alakalı en büyük sıkıntının bağlanmak olduğundan bahseden bir keşiş gördüm. Düşük puanlı romantik komedi potansiyeli taşıması dışında aslında bu, kendimizi sabote edip özgürlüğümüzü çaldığımız başlıca şeylerden biri. Birini sevdiğimiz zaman, onu tutuyor, sarıyor, orada kalacağından emin olmak istercesine sıkıyoruz. Gitmemesi için kendi özgürlüğümüzden de vazgeçerek balondaki ağırlık torbaları gibi kendimizi ona bağlıyoruz; böylece her ikimiz de kendimize kadar olan özgürlüklerimizden mahrum bir şekilde o ilişkinin içinde olmaya mecbur kalıyoruz. Halbuki bir kişinin sırf mecbur olduğu için o ilişkinin içinde kalması, kendi isteğiyle gitmesinden daha acınası değil mi? Bunun sevgi değil de sevgi alışkanlığı olduğunu düşünüyorum.

Mesela bizim toplumumuzda çok sorulan sorulardan biridir; en çok anneni mi seviyorsun babanı mı? Bu toplumsal sabotaj, ailenizi sırf aileniz olduğu için otomatik olarak sevmek zorunda olduğunuza inandırıyor ve bu, küçük yaşlarda size yerleştiği için ömür boyunca ailenizi sevdiğinizi düşünüyorsunuz. Fakat gerçekten seviyor musunuz? Birileri size bunu söylemeden önce ilk defa ne zaman içinizde kendiliğinden bu sevginin doğduğunu hissettiniz? Siz sadece sevdiğini düşünenlerden misiniz, sevgi alışkanlığına mı sahipsiniz? Yoksa sevdiğiniz ya da sevildiğinizi düşündüğünüz kişi ile bağlanma olayını aşıp bağ kurabilenlerden misiniz?

Severken özgürleşmek şu dünyada başa gelebilecek en güzel şeylerden biri. Kaliteli bir bilim kurgu filminde gelecekten gelen telepat uzaylılardan biriymişsiniz gibi hissettiren bir şey. Belli bir yere ve zamana bağlı olmaksızın her zaman orada olduğunu hissettiğiniz bir şey. Nereye giderseniz gidin, ne kadar yalnız olursanız olun o kişinin sevgisinin bir rüzgar gibi omuzlarınızın üstünden estiğini hissetmek gibi bir şey.

Bize kadar bir özgürlük için en önce sevginizde özgür olabilmeniz dileğiyle,

Sevginizi sabote etmediğiniz ve sabote edilmeden sevildiğiniz günlere*

17.10.18

Böyle bi' şeyler de var?

Leave a Comment