Jurnal

Doktrin Sanatçısı

1 Şubat 2019

Pera Müzesi’nde halen devam etmekte olan çok önemli bir sergi var. Sergey Parajanov‘un şiirsel filmlerindeki özgünlük ve imgeselliğe eş kolaj çalışmalarının gösterildiği Parajanov Sergisi‘ni 17 Mart 2019’a kadar gezebilirsiniz. Açıkçası bugünkü jurnal yazısı bu sergideki tanıtım afişlerinden birinde gördüğüm bir cümleden aklıma geldi.

Sanatçı olsak da olmasak da hepimiz sanatla kapı komşusuyuz; dolayısıyla hepimizin sanata ve sanatçıya dair bir takım fikirleri var. Sanat alanındaki bilir kişilerin kurduğu terminolojiye ve sisteme bakacak olursak fikirlerimiz pek de bu sistemle uyuşuyor diyemeyiz. İnsanlara “Sanat nedir?” diye sorduğumda doyurucu ve belirgin bir cevap alamadığımı fark ettim. Onun yerine bir resim ya da heykel vb gösterip “Sence bu sanat mı? Bu gördüğün çalışmaya sanat eseri diyebilir miyiz?” dediğimdeyse bülbül kesildiklerini gördüm.

Bu iki soruya cevap verme yoğunluğundaki farkın önemli bir gösterge olduğunu düşünüyorum. Sanatın terimler ve tanımlar arkasında daha küçük gruplara hizmet veren bir organizasyona dönüşmesine sebep olan şey felsefi bir soru niteliği taşıyan “Sanat nedir?” sorusuna kesin yanıt verme cüreti gösteren insanlar. Terminoloji ve tasnif bir şeyi anlamak ve anlamlandırmak için önemli gereçler olsa da, bunların salt ve kesin sonuçlar olmadıklarını ve değişebileceklerini unutmamak gerekiyor.

Sergi sırasında Parajanov hakkında şöyle bir şey yazıldığını gördüm;

Parajanov gelenekseli modernizmle birleştirebilmiştir.

Bu ifade “…gelenekseli modernizmle birleştirmiştir.” olarak yazılsaydı bu jurnal benim tarafımdan hiç üretilmeyecekti bile; fakat burada görebileceğiniz gibi, modernizmle birleştirmek bir kabiliyet ya da ulaşılabilecek bir seviye/başarı olarak tanımlanmış. Benim sorumsa şu; neden? Neden bu bir başarı olsun? Bu olsa olsa o sanatçının tercihine bağlı olarak ortaya çıkardığı bir gerçek olabilir.

Fakat sanatçı gerçekten de eserlerini kendi yaşadığı dönemin seviyesiyle birleştirmek zorunda mıdır? Çünkü bu aslında bir modernizm sorunu bile değildir. Bugün modern olarak tanımladığımız şeyler iki yüzyıl sonra geleneksel olarak kabul görecektir. O yüzden burada başarı olarak görülen şeyin sanatçının eserlerinde günümüzü ve şartlarını tatmin edebiliyor olması olduğunu görebilirsiniz. Açıkçası bunun ulaşılması beklenen ve ulaşıldığında takdir edilen bir seviye olarak görülmesi beni rahatsız ediyor. Halbuki günümüzde bir Hieronymus Bosch çıksa bu benim için daha doyurucu bir sanat olacaktır. Fakat ben bir sanat duayeni değilim; ne de sanat tarihi alanında akademisyen. Bu yüzden tanımların subjektif olduğunu dolayısıyla esnetilmeleri hatta mümkünse baştan aşağı farklı bir üslupla ifade edilmeleri gerektiğini söylediğimde kimsenin umrunda olmayacaktır.

İronik bir şekilde yine aynı sergide Parajanov hakkında sunulan bir belgeselde şöyle bir cümle gördüm;

Sanatçı anarşist olmak zorundadır.

Bu bariz bir biçimde sanatın lordlar kamarasını hedef alan bir söylem, halbuki bunu sadece siyasi yetkililere karşı söylenmiş gibi düşünüp aradaki çelişkiyi gözden kaçırıyoruz. Bu kadar sarsıcı olmak zorundaysa sanatçı; sanat eserleri üzerinden sanatçıları modern, geleneksel, şu, bu olmaya zorlamak bir çelişki değil midir? Ki sanatçıya dair böyle bir tanımlamanın kendisi dahi anarşizmle çelişmektedir. Wittgenstein‘in dediği gibi dil bize büyük imkanlar verdi; ama aslında başımıza gelen en büyük belalardan da biriydi. Dili kullandıkça iletişim kabiliyetimizi geliştirdik; fakat aynı zamanda özgürlüğümüzden de verdik. Tanımların ve terimlerin sanata yaptığının da tam olarak bu olduğunu düşünüyorum.

Siz yine de daha özgür sanatlar hayal edin ve sanatın neresinde olursanız olun hissettiklerinize güvenin*

2.1.19

Böyle bi' şeyler de var?

1 Comment

Doktrin Sanatçısı Üzerine - Kumpanya 2 Mart 2019 at 23:59

[…] ay Asya, LaChute’deki “Doktrin Sanatçısı” yazısında, sanatın felsefesi ile ilgili çok önemli bir iki noktaya değindi. Tabii yazının […]

Reply

Leave a Comment