Jurnal

Devridaim

13 Haziran 2019

La Chute’ün altıncı yılına girdiğini fark ettiğimde garip hissettim çünkü esasen ben kendimi “yaşsız”, evrenin değişik yerlerinde dolaşan, hem kendi biçimini koruyup hem de sürekli değiştiren bir form gibi hissediyorum. Websitemi de bu yolculukta kendimle özdeşleştirdiğim için onun yaş alıyor olduğunu bu kadar somut bir şekilde görmek tuhaf geldi.

Bana kalırsa zamanı çok yanlış algılıyoruz, bu sırada da vaktimiz tükeniyor. Neyse bugün ona değinmeyeceğim; onun yerine yıllanan La Chute’den aldığım ilhamla bu blog/websitesi hikayemi anlatacağım. Bir tane de aşırı kıymetli, sandıklarda sakladığım güzel bir blogu sizlerle paylaşacağım.

Bundan on sene evveline kadar sadece sevdiği defterlerin arasında yazdıklarını biriktiren, bazen de yarışmalara bir şeyler gönderip üç beş kazanan ufak bir velettim. Bizim eve bilgisayar dolayısıyla da teknoloji yaşıtlarıma göre nispeten geç girmişti. Aslında bu konuda bir şikayetim yok; çünkü bence geç değildi. Bilgisayara ödev yapma dışında ihtiyaç duymuyor o zamanlarda da internet kafede işlerimi hallediyordum zaten. Bu açıdan yeterli bir bilince ulaştıktan sonra bilgisayarla tanışmamı hep bir şans sayarım.

Sonrasında on dört yaşındayken bir hocamın blogu olduğunu ve benim deftere yazdığım şeyleri onun da bilgisayara yazdığını hatta bu sayede başka insanlarla bunları paylaşabildiğini öğrendim. Açıkçası o zamanlar kimsenin takipçi toplama derdi yoktu ve bu yüzden güzel zamanlardı. Size ulaşan ya da sizin ulaştığınız insanlar çok az sayılıydı, onlar da bunu gerçekten merak eden ortak düşünce evrimine sahip olduğunuz bir avuç insandı.

İlk olarak o zaman blogspot.com’un ücretsiz blog servisini kullanarak kendime “Devenin Bale Pabucu” isimli blogu açtım; çünkü tüm bu olanlar ve hayat o zamanlar bana biraz “Yok artık devenin bale pabucu!” gibi geliyordu ne diyeyim. Sınıf arkadaşlarım ve birkaç tanıdığım haricinde kimsenin bilmediği blogumda bir şeyler yazmaya başladığımda özgür ve güvende hissediyordum. Sonra daha fazla insan blogumdan haberdar oldu ve işin benim için o ilk anki “safe zone” büyüsü bozuldu, ben de blogu sildim. Radikal değişiklikleri severim.

Sonradan başlangıç motivasyonumdaki sıkıntının farkına vardım. Daha bilinçli, ne istediğini bilen bir kafayla iki yıl sonra yeni bir blog açtım; DaCapo. Yeniden, baştan başlamak gibi bir anlamı olan bir müzik terimi.

Hatta onu silmedim. Dilerseniz buradan ulaşabilirsiniz.

Burada üretmekten keyif alan, inişleri ve çıkışlarını yazıya dökebilen ve aslında bu sayede devridaim edebilen bir Kübra vardı ve yavaş yavaş Asya’ya dönüşüyordu. Şimdi dönüp bakınca hem ne kadar değiştiğimi hem de hiç değişmediğimi görüyorum. Değişmeyen şey “yol almayı” seviyor oluşum, kafamın içindeki zilyonlarca tilki ve onların ayak sesleri. Değişen şey ise; artan deneyimlerim, genişleyen bakış açım ve renklerim. Yine de en nihayetinde bu ikinci bloguma bugün baktığımda yüzümde kendi genç halime şefkatle ve gururla bakan bir ifade oluşuyor. Ki bunun yerine kendime acımasızca yüklendiğim zamanlar daha çoktur aslında.

Neyse sonrasında blog ve başlangıç amatörlüğünden çıkıp La Chute’le kendi websiteme geçiş yaptım. Ama ara ara internetin o zamanki halini özlüyorum. Sanırım bunu bugün artık yetişkin haline gelmişler “gamer”lar ve benden başka söyleyecek pek insan bulamayız, olsun.

Son olarak o süreçteki en güzel şeye değinmek istiyorum. Benim açımdan en keyifli kısım kendi yazdıklarım değildi, çok fazla insan tarafından bilinmeyen, kendi bulduğum aşırı kaliteli bireysel bloglardı. Şimdi onların en eskisi ve benim için en kıymetlisini sizlerle paylaşıyorum. Dokuz senedir takipçisi olduğum bu blog iki kişi tarafından yönetiliyor yaklaşık bir senedir paylaşım yapmasalar da hala aktif diyebiliriz. O kadar yetenekli ve dolu insanlar ki paylaşımları arasındaki süre sık olmasa bile paylaştıkları damla kadar bilgi ufkunuzu ve gözünüzü açmaya yetiyor. Bu blogun ismi; “Pek Güzel Şeyler”

İncelemek isteyenleriniz buradan geçebilirler.

Bu sefer size bir sorum yok, sizin olursa mail atmanız yeterli: oriontheartgallery@gmail.com

Öperim.

6.13.19

 

Böyle bi' şeyler de var?

Leave a Comment