GazeteBilkent

Kötülüğün Psikolojisi: “Mindhunter”

27 Kasım 2017

Sonra herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım Sonya. Bir de, bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini…

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Suç ve Ceza

Suç ve cezanın ilişkisini, Hammurabi kanunlarından çok önce, hatta eski ahitten evvel de biliyorduk. Belki uygun terminolojimiz, gerekli matematiğimiz ve bilimsel perspektifimiz yoktu; ama sezgilerimiz, güdülerimiz ve aklımız vardı. Doğamızdaki çelişkilerin farkındaydık, aramızda çoğunluğa uymayan farklılar vardı. Neyin neyden kaynaklandığını anlayamıyorduk belki ama, yol almamızı sağlayan sorularımız vardı.

Bir hukuk insanı ya da psikoloji biliminin fertlerinden olmasanız da nefes alıp vermeniz kadar size dair bir olgu bu: S. Sorularımızla ilerlediğimiz asırlar boyunca önce suç işleyen kimselerin sadece “öyle” doğduklarını iddia ettik ya da sonradan suçlu olanların bu suçları çok yüzeysel çıkarlar uğruna işlediklerini.

Zaman ilerledikçe işlerin daha komplike olabileceğine dair şüphelerimiz oluştu, çünkü bilim dünyasının genç çocuklarından psikoloji, bir bilim dalı olarak hatırı sayılır bir araştırma alanı oluşturup bilgi ağı örmeye başlamıştı. Suç ve suçluyla mücadele eden insanlar ilk başlarda bu bilgi birikiminin varlığını reddetmeyi ya da küçümsemeyi tercih ettiler. Belki de Suç ve Ceza‘da dediği gibi “…onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini…” düşündükleri içindi ya da sadece alıştıkları suç sebeplerini insanın bilinmeyen derinliklerinden daha güvenli buluyorlardı.

Hikayemiz tam da bu noktadan doğuyor esasında, 13 Ekim’de Netflix tarafından yayınlanan ‘Mindhunter‘ isimli dizi bir FBI ajanının -Holden Ford (Jonathan Groff)-, “…onları değiştirebilecek kimse olmadığı için çaba göstermeye değmez”denemeyeceğini düşünmesiyle başlıyor. “Suçlunun rehabilitesi sağlanabilir mi? Suçlu topluma geri kazandırılabilir mi?” gibi ideal dünya soruları yerine, “onları anlarsak suçu da anlamış oluruz, bu da ya suçu önler, ya da suçun en az bilançoyla sonlanmasını sağlar” demesiyle kötülüğün psikolojisini anlamaya giriş yapıyoruz.

Suç olgusu artık değişti. Eskiden elli yerinden bıçaklanmış bir adam bulduğunda öfkeli bir aşık veya eski bir ortak arardın. Şimdiyse katil, rastladığın canı sıkkın bir postacı da olabilir.

İlk bölümden bir replik. 1979 yılında başlayan dizinin hikayesi, bizi halen peşinde olduğumuz sorularla günümüze kadar getiriyor aslında. Farkındaysanız, kimi zaman öyle haberler görür hale geldik ki suçun mantıklı bir sebebini bulamıyoruz, suçu işleyen rasyonel bir insan olsa dahi. (Bu noktaya değişik bir bakış açısı getiren Woody Allen filmi Irrational Man‘i izlemenizi öneririm, hakkındaki yazım için buraya tıklayabilirsiniz.)

Canı sıkıldığı için cinayet işleyebilen insanların sayısının arttığı bir dünyada yapılacak en doğru şeylerden biri bunun arkasındaki psikolojiyi yorumlayabilmek aslında. Çünkü insan en çok anlayamadığı şeyden korkar, ne kadar çok anlarsak o kadar güçleniriz.

Söylemim, bir dizi senaryosuyla atom fiziğini açıklamaya çalışmak gibi gelebilir kulağa ama; bu dizinin cidden iş görür olabileceğine dair ümit vadetmesinin en büyük sebebi, dizinin senaryosunun eski bir FBI ajanının yazdığı ‘Mind Hunter: Inside the FBI’s Elite Serial Crime Unit‘ adlı kitaptan uyarlanmış olması. Gerçek hikayeye ve gerçek sürece dair bilgilerin üzerinden oluşturulan bu kurmaca senaryo, aslında o kadar da hayal ürünü bir çalışma değil. Üstelik dizinin yönetmenliğini de, gerçeğin bu ürkütücü yanını en iyi işleyebilecek biri yapıyor: David Fincher. Fight Club, Seven, Gone Girl gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış olan Fincher’ın dizinin ikinci sezonunda 1979 yılının ortalarında başlayan çocuk cinayetlerinin işleneceğine dair ipucu verdiği söyleniyor.

Henüz geçtiğimiz günlerde yayınlandığı için dizinin içeriğinden fazla bahsetmek istemedim. Yalnız, diyalogları oldukça sağlam olan bu dizinin, zaman zaman gereğinden fazla durağanlaşan sahnelerine rağmen, psikoloji seven ve “Bu dünyaya neler oluyor yahu?!” diyen herkes için izlenesi olduğunu düşünüyorum.

İyi seyirler.

Böyle bi' şeyler de var?

Yorum Bırak